Hayat kalitesi denildiğinde çoğu zaman aklımıza huzurlu olmak, daha az kaygı yaşamak, mutlu hissetmek ve günlük yaşamımızı daha rahat sürdürebilmek gelir. Bunlar elbette önemlidir. Ancak insanın hayat kalitesini yalnızca ne kadar iyi hissettiğiyle ölçmek, yaşamın daha derin ve belirleyici boyutlarını gözden kaçırmamıza neden olabilir. Çünkü insan bazen iyi hissetmediği hâlde hayatıyla daha sahici bir ilişki
Bazen hayatımızda değiştirmek istediğimiz çok şey olur. Bir ilişkinin bizi yorduğunu, işimizin bizi tükettiğini, geçmişte yaşadıklarımızın bugünümüzü etkilediğini söyleriz. Bütün bunların içinde kendimize şu soruyu sormak kolay değildir: Bu hayatın içinde benim payım ne? Bu soru, kendimizi suçlamak için değil, özgürlüğümüzün nerede başladığını görebilmek için önemlidir. Özgür Olmak Her Şeyi Seçebilmek midir? Özgürlük çoğu zaman
Psikoterapi çoğu zaman rahatlama ile eş anlamlı düşünülür. “Seans iyi geçti mi?” sorusu çoğu zaman şu anlama gelir: “Kendimi daha iyi hissediyor muyum?” Oysa terapi her zaman rahatlatmaz. Bazen seans bittiğinde zihniniz daha dolu, kalbiniz daha ağır, hatta içiniz biraz karışık olabilir. Ve bu her zaman kötü bir şey değildir. Rahatlama mı, Dönüşüm mü? Bir
Psikoterapi denildiğinde çoğu zaman teknikler akla gelir. Bilişsel yeniden yapılandırma, duygu düzenleme stratejileri, maruz bırakma, sınır koyma çalışmaları… Teknikler değerlidir. Yılların birikimiyle oluşmuş yöntemlerdir. İşe yararlar. Ancak şu soru çoğu zaman yeterince sorulmaz: Teknik neyin üzerine oturuyor? Teknik Her Zaman İyileştirir mi? Bir danışan düşünelim: “Kendimi değersiz hissediyorum.” Bu cümleye teknik bir müdahale mümkündür. Olumsuz