Psikoterapi çoğu zaman rahatlama ile eş anlamlı düşünülür. “Seans iyi geçti mi?” sorusu çoğu zaman şu anlama gelir: “Kendimi daha iyi hissediyor muyum?” Oysa terapi her zaman rahatlatmaz. Bazen seans bittiğinde zihniniz daha dolu, kalbiniz daha ağır, hatta içiniz biraz karışık olabilir. Ve bu her zaman kötü bir şey değildir. Rahatlama mı, Dönüşüm mü? Bir
Psikoterapi denildiğinde çoğu zaman teknikler akla gelir. Bilişsel yeniden yapılandırma, duygu düzenleme stratejileri, maruz bırakma, sınır koyma çalışmaları… Teknikler değerlidir. Yılların birikimiyle oluşmuş yöntemlerdir. İşe yararlar. Ancak şu soru çoğu zaman yeterince sorulmaz: Teknik neyin üzerine oturuyor? Teknik Her Zaman İyileştirir mi? Bir danışan düşünelim: “Kendimi değersiz hissediyorum.” Bu cümleye teknik bir müdahale mümkündür. Olumsuz
Psikoterapide en çok kullanılan kelimelerden biri “iyileşme”dir. Ancak bu kelime çoğu zaman belirsizdir. İyileşmek ne demektir? Semptomların azalması mı? Daha az kaygı mı? Daha az ağlamak mı? Daha işlevsel olmak mı? Elbette bunlar iyileşmenin parçaları olabilir. Ancak benim için iyileşme, bir sonuca ulaşmak değil; bir yönelime girmektir. Lokal Rahatlama mı, Bütüncül İyileşme mi? Bir danışan
Psikoterapinin ne olduğunu konuşmak kadar, ne olmadığını konuşmak da önemlidir. Çünkü çoğu hayal kırıklığı, yanlış beklentilerden doğar. Psikoterapi her şeyi düzeltmez. Hayatı kusursuz hale getirmez. Acıyı tamamen ortadan kaldırmaz. Ve belki de en önemlisi: Psikoterapi sadece iyi hissettirme süreci değildir. Psikoterapi Bir Hızlı Çözüm Merkezi Değildir Bazı danışanlar terapiye şu beklentiyle gelir: “Bunu bir an
Psikoterapi çoğu zaman bir “iyileştirme hizmeti” gibi düşünülür. Sorunları azaltmak, kaygıyı düşürmek, ilişkileri düzeltmek, daha iyi hissetmek… Elbette bunlar küçümsenecek hedefler değildir. Ancak psikoterapi yalnızca bunlardan ibaretse, bir şey eksik kalır. Benim için psikoterapi; insanın kendiyle, değerleriyle, çelişkileriyle ve gerçekliğiyle kurduğu ilişkiyi fark etmeye başladığı bir alandır. Semptomlar bu sürecin parçasıdır; fakat merkezin kendisi değildir.
Ruh sağlığımız, günlük yaşamımızdaki duygu, düşünce ve davranışlarımızı şekillendiren temel unsurdur. Ancak bu alanda çok daha derin bir etken bulunmaktadır: değerlerimiz ve inançlarımız. Kendimize, dış dünyaya ve diğer insanlara yönelik geliştirdiğimiz değer ve inançlar, ruh sağlığımız üzerinde oldukça güçlü bir etkiye sahiptir. Bu yazımda, değerlerin ve inançların ruh sağlığımıza olan etkilerini ve bu etkileşimi anlamanın