Psikoterapi Serisi – 1: Psikoterapi Nedir?

Psikoterapi çoğu zaman bir “iyileştirme hizmeti” gibi düşünülür.
Sorunları azaltmak, kaygıyı düşürmek, ilişkileri düzeltmek, daha iyi hissetmek…

Elbette bunlar küçümsenecek hedefler değildir. Ancak psikoterapi yalnızca bunlardan ibaretse, bir şey eksik kalır.

Benim için psikoterapi; insanın kendiyle, değerleriyle, çelişkileriyle ve gerçekliğiyle kurduğu ilişkiyi fark etmeye başladığı bir alandır.
Semptomlar bu sürecin parçasıdır; fakat merkezin kendisi değildir.

Mutluluğun İçindeki Yük

Bir danışan bir gün şöyle demişti:

“Arkadaşım annelik konusunda hep çok başarılı olduğumu söyledi. Çok mutlu oldum. Ama bazen aksaklıklar oluyor ve o zaman içim daralıyor.”

Bu cümle terapide iki farklı şekilde ele alınabilir.

Birinci yol: “Bu bir bilişsel çarpıtma olabilir. Hep başarılı olmak zorunda değilsin.”

İkinci yol ise biraz daha yavaşlar:

“Hep başarılı olmak seni mutlu etmiş gibi görünüyor… Ama ‘hep’ kelimesi sana bir yük de yüklüyor olabilir mi?”

O anda odada bir sessizlik olur. Danışan düşünür. Sonra şu cümle gelir:

“Sanırım başarısız olma ihtimaline hiç yer bırakmıyorum.”

İşte psikoterapi çoğu zaman tam burada başlar. Mutluluğu azaltmak için değil; mutluluğun koşullu olup olmadığını görmek için.

İyi Hissetmek ve İyileşmek Aynı Şey mi?

Başka bir danışan şöyle demişti:

“Bu hafta çok iyiydim. Hiç ağlamadım.”

Sevinmek mümkündür. Ama bir soru daha mümkündür:

“Hiç ağlamamış olmak gerçekten iyi olduğun anlamına mı geliyor?
Yoksa bir şeylere temas etmemiş olmanın mı?”

Bu soru danışanı mutsuz etmek için değildir. Bu soru, duygunun yokluğunu iyilik hali sanma ihtimalini görünür kılmak içindir.

Psikoterapi bazen iyi hissettirmez. Ama iyi hissettirmemesi, kötü gittiği anlamına gelmez.

Başarı Hissi mi, Kendilik Teması mı?

Bir başka örnek:

“Artık insanlara ‘hayır’ diyebiliyorum. Kendimle gurur duyuyorum.”

Bu önemli bir ilerlemedir. Ancak terapi burada durmayabilir.

“Hayır dediğinde gerçekten kendine mi yaklaşıyorsun,
yoksa sadece incinmemek için bir duvar mı örüyorsun?”

Bu soru davranışı değil, niyeti sorgular. İşlevi değil, anlamı araştırır.

Psikoterapi davranış değişikliğini hedefleyebilir; ancak sadece davranış değişikliğiyle yetinirse yüzeyde kalabilir.

Psikoterapi Bir Ayna Alanıdır

Psikoterapi bir düzeltme atölyesi değildir. Bir performans artırma merkezi değildir. Bir hızlı çözüm sistemi değildir.

Psikoterapi; kişinin kendi içindeki çelişkileri görebildiği, kendi değer sistemini tartabildiği, kendi kurduğu anlamın sorumluluğunu almayı öğrenebildiği bir alandır.

Terapi, danışanın kendi terazisini kurmasına yardım etmektir. O terazinin kefelerine ne koyacağı terapistin kararı değildir. Ancak terazinin eğrilip eğrilmediğini birlikte fark etmek mümkündür.

İyileşme Nedir?

İyileşme benim için bir son nokta değildir. Bir yönelimdir.

Semptom azalabilir. Kaygı düşebilir. İlişki düzelebilir.

Ancak kişi hâlâ kendi değerleriyle çelişiyorsa, kendi gerçeğinden kaçıyorsa, kendi kurduğu anlamı sorgulamıyorsa, orada yalnızca lokal bir rahatlama vardır.

Bütüncül iyileşme ise şudur:

Kişinin kendini tanıyarak; hayatını, ilişkilerini ve gerçekliği anlam perspektifinden, kopmadan yaşayabilmesi.

Bu olduğunda işlevsellik çoğu zaman zaten gelir. Ancak yalnızca işlevsellik hedeflendiğinde, bütünlük her zaman gelmeyebilir.

Psikoterapi Cesaret İşidir

Psikoterapi yalnızca rahatlama alanı değildir. Bazen destabilize eder. Bazen rahatsız eder. Bazen aynaya bakmak kolay değildir.

Ancak güvenli bir ilişki içinde bakılan ayna, kişiyi kırmak için değil; kendini daha net görebilmesi içindir.

Psikoterapi insanı “iyi” yapmaya çalışmaz. Onu kendisiyle daha temaslı, daha bilinçli ve daha sorumlu kılmaya çalışır.

Belki de asıl iyileşme tam burada başlar.

Yorum Ekle

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir